İdealist ve dinsel bir akım olan personalizm, insan kişiliğinin en üst mertebe ve en üstün değer olduğunu ileri sürmektedir. Türkçe sözcükte, kişicilik ve kişiselcilik olarak da geçmektedir. İlk olarak 1863 yılında Amerika’lı felsefeci Brenson Alcot tarafından ortaya atılmıştır. 1901 yılında Fransız felsefeci Renouvier’de kişiselcilik kavramından söz etmiştir. Kişisel bir tanrıya inanma, bugüne dek gerçekleşen yaşamsal ve tarihsel gelişmeleri de kişiliklerin oluşmasına bağlayan bir felsefe anlayışı vardır. Alman felsefeci Teicmüller, personalizm kavramını tanrıyı kişileştiren unsurları açıklayabilmek adına kullanmıştır. Bu konuda bilgi almak ve merak ettiğiniz soruları sorabilmek açısından internet sayfaları üzerindeki ilgili online firmalara bakabilir ve buradan detaylı bir şekilde inceleme yapabilirsiniz.


Kişilik, Bireysel Bir Değerdir

Renouvier ve Mouiner’e göre kişilik, bir başka kişilik dışındaki her varlıktan ve değerden üstündür. Kişilikler, değersel olarak birbirlerine indirgenemezler ve birbirlerinden tamamen farklıdır. Tek bir ortak yanları vardır. Bu da algıları ve iştah güçleridir. Bu durum da Tanrı’nın varlığını kanıtlamaktadır.

Kişilik Nedir?


Kişilik, kendi kendini geliştiren değerlerin düzen sistemine denilmektedir. Bu anlayışa göre kişilik, evrenin tüm değerlerinden daha üstün bir değerdir. Bu durumda kişinin, evrenin bir parçası olmadığı ortaya çıkmaktadır. Kişiliğin evrenden ayrı ve üstün bir değer oluşu, kişiliği yalnız kılar. Bu yalnızlık, Tanrı’nın varlığını da gerekli kılar. Kişi, kendisini bu yalnızlığın içerisinde görünür kılma ihtiyacı duyar. Bu nedenle ortaya çıkan Tanrı bilinci aslında bir nevi kişiliğin kendisini görünür kılmasıdır. Mouiner, düşüncelerinde birey ve kişi karşıtlığına oldukça sık değinmiştir. Ona göre birey olmak, maddi şeylere bağlı, kendi isteklerini daha öne koyan yani ben-merkezci bir yapıdır. Kişiliği ise tam tersi olarak, belirli bir ruhsal olgunluğa oluşmuş, özgür bir yapı olarak tanımlamıştır.